Yirmi Beşinci Saat
Tam da şimdi, tam da vapurlar kalkarken Kadıköy’den,Tanrı’dan bir saat daha aldım, üstü kalsın demeden.
Ceketimin iç cebinde unuttuğum bir Cumartesi,
Ve ağzımda o eski, o paslı yalnızlık tadı.
Biliyorum, adımın bir harfini daha atsam,
Kısalacak ömrüm, biliyorum.
Ama sen yine de o harfe basıp geçme,
Orası benim en kalabalık caddem, en tenham.
Bir gün daha yaşasaydım eğer,
Yine sana çıkardı bütün sokaklarım
Erzurum dahil.
Belki bir sigara daha yakardım, dumanı sen kokan,
Belki de Cahit’e rastlardım, “Ölüm,” derdik,
“Ne kadar da resmi bir kıyafet şu havada.”
Şimdi saat kaç sorma, saatleri ayarlama enstitüsü kapalı.
Sadece bir saniye daha tut nefesini.
Çünkü benim dünyadaki son işim,
Kirpiklerinin sayısını ezberlemek olacak.
Gitmem gerek, anla beni.
Giderayak ortalığı da topladım sayılır;
Biraz hüzün bıraktım masada, biraz da kül.
Sevmek ne uzun kelime,
Ölmek ne kadar kısa...
Hadi,
Çayı koy, yeniden başlıyoruz.
Ama bu sefer, şekersiz olsun.
Yazar
Kürşat Taşdemir
Cemal Süreyya'yı sevgiyle anıyorum.